Google Mail Kalender Text & Tabellen Reader Web Mehr »
Kürzlich besuchte Gruppen | Hilfe | Anmelden
Google Groups-Startseite
Birinci Mektup
Gegenwärtig gibt es mehrere Themen in dieser Gruppe, die zuerst angezeigt werden sollen. Damit dieses Thema zuerst angezeigt werden kann, muss diese Option bei einem anderen Thema entfernt werden.
Bei der Bearbeitung Ihrer Anfrage ist ein Fehler aufgetreten. Versuchen Sie es erneut.
Kennzeichnen
  1 Nachricht - Alle ausblenden  -  Alles übersetzen in die Sprache: Übersetzt (alle Originale anzeigen)
Bei der Gruppe, für die Sie eine Mitteilung verfassen, handelt es sich um eine Usenet-Gruppe. Wenn Sie in dieser Gruppe Nachrichten posten, ist Ihre E-Mail-Adresse für jeden im Internet sichtbar
Ihre Antwort wurde nicht gesendet.
Ihre Nachricht wird angezeigt, nachdem sie von den Prüfern genehmigt wurde.
 
Von:
An:
Cc:
Nachtrag zu:
Cc hinzufügen | Nachtrag hinzufügen zu | Betreff bearbeiten
Betreff:
Bestätigung:
Geben Sie zur Bestätigung die im folgenden Bild angezeigten Zeichen oder die durchgesagten Zahlen ein, indem Sie auf das Eingabesymbol klicken. Hören Sie zu und geben Sie die gehörten Zahlen ein
 
mehmet selim polat  
Profil anzeigen   Übersetzen in die Sprache: Übersetzt (Original anzeigen)
 Weitere Optionen 17 Jun. 2007, 13:05
Von: "mehmet selim polat" <msp1...@mynet.com>
Datum: Sun, 17 Jun 2007 14:05:15 +0300 (EEST)
Lokal: So 17 Jun. 2007 13:05
Betreff: Birinci Mektup

&#1576;&#1616;&#1587;&#1618;&#1605;&#1616;
&#1575;&#1604;&#1604;&#1617;&#1607;&#1616;
&#1575;&#1604;&#1585;&#1617;&#1614;&#1581;&#1618;&#1605;&#1606;&#1616;
&#1575;&#1604;&#1585;&#1617;&#1614;&#1581;&#1616;&#1610;&#1605;&#1616;

&#1608;&#1614; &#1576;&#1616;&#1607;&#1616;
&#1606;&#1614;&#1587;&#1618;&#1578;&#1614;&#1593;&#1616;&#1610;&#1606;&#161 5;

Birinci Mektub

&#1576;&#1616;&#1575;&#1587;&#1618;&#1605;&#1616;&#1607;&#1616;
&#1587;&#1615;&#1576;&#1618;&#1581;&#1614;&#1575;&#1606;&#1614;&#1607;&#161 5;
&#1608;&#1614;&#1575;&#1616;&#1606;&#1618; &#1605;&#1616;&#1606;&#1618;
&#1588;&#1614;&#1610;&#1618;&#1569;&#1613;
&#1575;&#1616;&#1604;&#1575;&#1617;&#1614;
&#1610;&#1615;&#1587;&#1614;&#1576;&#1617;&#1616;&#1581;&#1615;
&#1576;&#1616;&#1581;&#1614;&#1605;&#1618;&#1583;&#1616;&#1607;&#1616;

Dört sualin muhtasar cevabıdır

Birinci Sual: Hazret-i
Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ulema
hayatını kabul etmiyorlar?

Elcevap: Hayattadır, fakat
meratib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebebden bazı ulema
hayatında şüphe etmişler.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Birinci Tabaka-i
Hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıdlarla mukayyeddir.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İkinci Tabaka-i
Hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm'ın hayatlarıdır ki, bir
derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim
gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyed değillerdir. Bazan istedikleri
vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.
Tevatür derecesinde ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın, Hazret-i Hızır
ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Hattâ makamat-ı
velayette bir makam vardır ki, "Makam-ı Hızır" tabir edilir. O makama
gelen bir veli, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o
makam sahibi yanlış olarak, ayn-ı Hızır telakki olunur.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Üçüncü Tabaka-i
Hayat: Hazret-i İdris ve İsa Aleyhimesselâm'ın tabaka-i hayatlarıdır
ki, beşeriyet levazımatından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata
girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misalî letafetinde ve
cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta
bulunurlar. Âhirzamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı
Muhammediye (A.S.M.) ile amel edecek mealindeki hadîsin sırrı şudur ki:
Âhirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı
uluhiyete karşı İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip
İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasılki İsevîlik şahs-ı manevîsi,
vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür;
öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil
ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal'ı öldürür.. yani
inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dördüncü Tabaka-i
Hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur'anla şühedanın, ehl-i kuburun
fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet şüheda, hayat-ı dünyevîlerini
tarîk-ı hakta feda ettikleri için, Cenab-ı Hak kemal-i kereminden onlara
hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı Âlem-i
Berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar.. yalnız
kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar.. kemal-i saadetle
mütelezziz oluyorlar.. ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i
kuburun çendan ruhları bâkidir, fakat kendilerini ölmüş biliyorlar.
Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez. Nasılki
iki adam bir rü'yada Cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rü'yada
olduğunu bilir. Aldığı keyf ve lezzet pek noksandır. "Ben uyansam şu
lezzet kaçacak" diye düşünür. Diğeri rü'yada olduğunu bilmiyor. Hakikî
lezzet ile hakikî saadete mazhar olur.

İşte Âlem-i Berzahtaki emvat ve
şühedanın hayat-ı berzahiyeden istifadeleri, öyle farklıdır. Hadsiz
vakıatla ve rivayatla şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve
kendilerini sağ bildikleri sabit ve kat'îdir. Hattâ Seyyidüşşüheda olan
Hazret-i Hamza Radıyallahü Anh, mükerrer vakıatla kendine iltica eden
adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi
çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve isbat edilmiş. Hattâ -ben
kendim- Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim
yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman,
mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rü'ya-yı sadıkada, taht-el
Arz bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında
gördüm. O, beni ölmüş biliyormuş. Benim için çok ağladığını söyledi.
Kendisini hayatta biliyor; fakat Rus'un istilasından çekindiği için, yer
altında kendine güzel bir menzil yapmış. İşte bu cüz'î rü'ya, bazı şerait
ve emaratla, geçen hakikata, bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Beşinci Tabaka-i
Hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir. Evet mevt; tebdil-i
mekândır, ıtlak-ı ruhtur, vazifeden terhistir. İdam ve adem ve fena
değildir. Hadsiz vakıatla ervah-ı evliyanın temessülleri ve ehl-i keşfe
tezahürleri ve sair ehl-i kuburun yakazaten ve menamen bizlerle
münasebetleri ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delail,
o tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Zâten beka-i ruha dair
"Yirmidokuzuncu Söz" bu tabaka-i hayatı delail-i kat'iye ile isbat
etmiştir.

İKİNCİ SUAL: Furkan-ı
Hakîm'de
&#1575;&#1614;&#1604;&#1617;&#1614;&#1584;&#1616;&#1609;
&#1582;&#1614;&#1604;&#1614;&#1602;&#1614;
&#1575;&#1618;&#1604;&#1605;&#1614;&#1608;&#1618;&#1578;&#1614;
&#1608;&#1614;&#1575;&#1618;&#1604;&#1581;&#1614;&#1610;&#1614;&#1608;&#157 7;&#1614;
&#1604;&#1616;&#1610;&#1614;&#1576;&#1618;&#1604;&#1615;&#1608;&#1614;&#160 3;&#1615;&#1605;&#1618;
&#1575;&#1614;&#1610;&#1617;&#1615;&#1603;&#1615;&#1605;&#1618;
&#1575;&#1614;&#1581;&#1618;&#1587;&#1614;&#1606;&#1615;
&#1593;&#1614;&#1605;&#1614;&#1604;&#1575;&#1611; gibi âyetlerde
"Mevt dahi, hayat gibi mahluktur, hem bir nimettir." diye ifham ediliyor.
Halbuki zâhiren mevt; inhilâldir, ademdir, tefessühtür, hayatın
sönmesidir, hâdimüllezzattır.. nasıl mahluk ve nimet olabilir?

Elcevap: "Birinci Sual"in
cevabının âhirinde denildiği gibi: Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir,
bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuddur, hayat-ı
bâkiyeye bir davettir, bir mebde'dir, bir hayat-ı bâkiyenin
mukaddimesidir. Nasılki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdir iledir;
öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdir ile, bir hikmet ve tedbir
iledir. Çünki en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebatiyenin mevti,
hayattan daha muntazam bir eser-i san'at olduğunu gösteriyor. Zira
meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti; tefessüh ile çürümek ve
dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve
mizanlı bir imtizacat-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden
ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü,
sünbülün hayatıyla tezahür ediyor. Demek çekirdeğin mevti, sünbülün
mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi,
hayat kadar mahluk ve muntazamdır.

Hem zîhayat meyvelerin yahut
hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına
menşe' olduğundan; "o mevt, onların hayatından daha muntazam ve mahluk"
denilir.

İşte en edna tabaka-i hayat olan
hayat-ı nebatiyenin mevti; böyle mahluk, hikmetli ve intizamlı olsa,
tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt,
elbette yer altına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması
gibi, yer altına giren bir insan da, Âlem-i Berzah'ta, elbette bir hayat-ı
bâkiye sünbülü verecektir.

Amma mevt, nimet olduğunun ciheti ise,
çok vücuhundan dört vechine işaret ederiz.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Birincisi:
Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan ve tekâlif-i hayatiyeden âzad edip,
yüzde doksandokuz ahbabına kavuşmak için, Âlem-i Berzah'ta bir visal
kapısı olduğundan, en büyük bir nimettir.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İkincisi: Dar,
sıkıntılı, dağdağalı, zelzeleli dünya zindanından çıkarıp; vüs'atli,
sürurlu, ızdırabsız, bâki bir hayata mazhariyetle.. Mahbub-u Bâki'nin
daire-i rahmetine girmektir.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Üçüncüsü:
İhtiyarlık gibi şerait-i hayatiyeyi ağırlaştıran bir çok esbab vardır
ki; mevti, hayatın pek fevkinde nimet olarak gösterir. Meselâ: Sana
ızdırab veren pek ihtiyar olmuş peder ve validen ile beraber, ceddin
cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı; hayat ne
kadar nıkmet, mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin. Hem meselâ: Güzel
çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin, kışın şedaidi içinde hayatları
ne kadar zahmet ve ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılır.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dördüncüsü: Nevm
nasılki bir rahat, bir rahmet, bir istirahattir; hususan musibetzedeler,
yaralılar, hastalar için.. öyle de: Nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi,
musibetzedelere ve intihara sevkeden belalarla mübtela olanlar için ayn-ı
nimet ve rahmettir. Amma ehl-i dalalet için müteaddid Sözlerde kat'î isbat
edildiği gibi; mevt dahi hayat gibi nıkmet içinde nıkmet, azab içinde
azabdır. O, bahisten hariçtir.

ÜÇÜNCÜ SUAL: Cehennem
nerededir?

Elcevap:
&#1602;&#1615;&#1604;&#1618;
&#1575;&#1616;&#1606;&#1617;&#1614;&#1605;&#1614;&#1575;
&#1575;&#1604;&#1618;&#1593;&#1616;&#1604;&#1618;&#1605;&#1615;
&#1593;&#1616;&#1606;&#1618;&#1583;&#1614;
&#1575;&#1604;&#1604;&#1617;&#1607;&#1616; { &#1604;&#1575;&#1614;
&#1610;&#1614;&#1593;&#1618;&#1604;&#1614;&#1605;&#1615;
&#1575;&#1604;&#1618;&#1594;&#1614;&#1610;&#1618;&#1576;&#1614;
&#1575;&#1616;&#1604;&#1575;&#1617;&#1614;
&#1575;&#1604;&#1604;&#1617;&#1607;&#1615; Cehennemin yeri, bazı
rivayatla "Taht-el Arz" denilmiştir. Başka yerlerde beyan ettiğimiz gibi;
Küre-i Arz, hareket-i seneviyesiyle ileride mecma-ı haşir olacak bir
meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise, Arzın o medar-ı
senevîsi altındadır demektir. Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli
ve nursuz ateş olduğu içindir. Küre-i Arzın seyahat ettiği mesafe-i
azîmede pek çok mahlukat var ki, nursuz oldukları için görünmezler. Kamer,
nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahluklar
gözümüzün önünde olup göremiyoruz.

Cehennem ikidir: Biri suğra, biri
kübradır. İleride suğra, kübraya inkılab edeceği ve çekirdeği hükmünde
olduğu gibi, ileride ondan bir menzil olur. Cehennem-i Suğra yerin
altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. İlm-i Tabakat-ül
Arzca malûmdur ki: Ekseriya her otuzüç metre hafriyatta, bir derece-i
hararet tezayüd eder. Demek merkeze kadar nısf-ı kutr-u Arz, altıbin küsur
kilometre olduğundan, ikiyüz bin derece-i harareti câmi', yani ikiyüz defa
ateş-i dünyevîden şedid ve rivayet-i hadîse muvafık bir ateş bulunuyor. Şu
Cehennem-i Suğra, Cehennem-i Kübra'ya ait çok vezaifi, dünyada ve Âlem-i
Berzah'ta görmüş ve ehadîslerle işaret edilmiştir. Âlem-i Âhiret'te,
Küre-i Arz nasılki sekenesini medar-ı senevîsindeki meydan-ı haşre döker;
öyle de içindeki Cehennem-i Suğra'yı dahi Cehennem-i Kübra'ya emr-i İlahî
ile teslim eder. Ehl-i İtizal'in bazı imamları "Cehennem sonradan
halkedilecektir" demeleri, hâl-i hazırda tamamıyla inbisat etmediğinden ve
sekenelerine tam münasib bir tarzda inkişaf etmediğinden, galattır ve
gabavettir. Hem perde-i gayb içindeki âlem-i âhirete ait menzilleri dünya
gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kâinatı küçültüp iki vilayet
derecesine getirmeli veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz
olmalı ki yerlerini görüp tayin edelim.
&#1608;&#1614;&#1575;&#1604;&#1618;&#1593;&#1616;&#1604;&#1618;&#1605;&#161 5;
&#1593;&#1616;&#1606;&#1618;&#1583;&#1614;
&#1575;&#1604;&#1604;&#1617;&#1607;&#1616; âhiret âlemine ait
menziller, bu dünyevî gözümüzle görülmez. Fakat bazı rivayatın işaratıyla,
âhiretteki Cehennem, bu dünyamızla münasebetdardır. Yaz'ın şiddet-i
hararetine &#1605;&#1616;&#1606;&#1618;
&#1601;&#1614;&#1610;&#1618;&#1581;&#1616;
&#1580;&#1614;&#1607;&#1614;&#1606;&#1617;&#1614;&#1605;&#1614;
denilmiştir. Demek bu dünyevî küçücük ve sönük akıl gözüyle, o
büyük Cehennem görülmez. Fakat ism-i Hakîm'in nuruyla bakabiliriz. Şöyle
ki:

Arzın medar-ı senevîsi altında bulunan
Cehennem-i Kübra, yerin merkezindeki Cehennem-i Suğra'yı güya tevkil
ederek bazı vezaifini gördürmüş. Kadîr-i Zülcelal'in mülkü pek çok
geniştir. Hikmet-i İlahiye nereyi göstermiş ise Cehennem-i Kübra oraya
yerleşir. Evet bir Kadîr-i Zülcelal ve emr-i
&#1603;&#1615;&#1606;&#1618;
&#1601;&#1614;&#1610;&#1614;&#1603;&#1615;&#1608;&#1606;&#1615; e
mâlik bir Hakîm-i Zülkemal, gözümüzün önünde kemal-i hikmet ve intizam ile
Kamer'i Arz'a bağlamış; azamet-i kudret ve intizam ile Arz'ı Güneş'e
rabtetmiş ve Güneş'i seyyaratıyla beraber Arz'ın sür'at-i seneviyesine
yakın bir sür'at ile ve haşmet-i Rububiyetiyle, bir ihtimale göre
Şemsüşşümus tarafına bir hareket vermiş ve donanma elektrik lâmbaları gibi
yıldızları, saltanat-ı Rububiyetine nuranî şahidler yapmış; onunla
saltanat-ı Rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zât-ı
Zülcelal'in kemal-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı
Rububiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i Kübra'yı elektrik lâmbalarının
fabrikasının kazanı hükmüne getirip âhirete bakan semanın yıldızlarını
onunla iş'al etsin; hararet ve kuvvet versin. Yani, âlem-i nur olan
Cennet'ten yıldızlara nur verip, Cehennem'den nâr ve hararet göndersin.
Aynı halde o Cehennem'in bir kısmını ehl-i azaba mesken ve mahbes yapsın.
Hem bir Fâtır-ı Hakîm ki; dağ gibi koca bir ağacı, tırnak gibi bir
çekirdekte saklar. Elbette o Zât-ı Zülcelal'in kudret ve hikmetinden uzak
değildir ki; Küre-i Arz'ın kalbindeki Cehennem-i Suğra çekirdeğinde
Cehennem-i Kübra'yı saklasın.

Elhasıl: Cennet ve
Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın
iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehasındadır. Hem şu silsile-i
kâinatın iki neticesidir. Neticelerin mahalleri, silsilenin iki
tarafındadır. Süflîsi, sakili aşağı tarafında; nuranîsi, ulvîsi yukarı
tarafındadır. Hem şu seyl-i şuunatın ve mahsulat-ı maneviye-i arziyenin
iki mahzenidir. Mahzenin mekânı ise, mahsulâtın nev'ine göre, fenası
altında, iyisi üstündedir. Hem ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan
mevcudat-ı seyyalenin iki havzıdır. Havzın yeri ise, seylin durduğu ve
tecemmu' ettiği yerdedir. Yani habîsatı ve müzahrefatı esfelde, tayyibatı
ve safiyatı a'lâdadır. Hem lütuf ve kahrın, rahmet ve azametin iki
tecelligâhıdır. Tecelligâhın yeri ise, heryerde olabilir. Rahmân-ı
Zülcemâl ve Kahhâr-ı Zülcelâl nerede isterse tecelligâhını açar.

Amma Cennet ve Cehennem'in vücudları
ise, Onuncu ve Yirmisekizinci ve Yirmidokuzuncu Sözler'de gayet kat'î bir
surette isbat edilmiştir. Şurada yalnız bu kadar deriz ki: Meyvenin vücudu
dal kadar ve neticenin silsile kadar ve mahzenin mahsulât kadar ve havzın
ırmak kadar ve tecelligâhın, rahmet ve kahrın vücudları kadar kat'î ve
yakîndir.

DÖRDÜNCÜ SUAL: Mahbublara
olan aşk-ı mecazî aşk-ı hakikîye inkılab ettiği gibi, acaba ekser nâsda
bulunan dünyaya karşı olan aşk-ı mecazî dahi bir aşk-ı hakikîye inkılab
edebilir mi?

Elcevap: Evet. Dünyanın
fâni yüzüne karşı olan aşk-ı mecazî, eğer o âşık, o yüzün üstündeki zeval
ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, bâki bir mahbub arasa,
dünyanın pek güzel ve âyine-i esma-i İlahiye ve mezraa-i âhiret olan iki
diğer yüzüne bakmağa muvaffak olursa, o gayr-ı meşru mecazî aşk, o vakit,
aşk-ı hakikîye inkılaba yüz tutar. Fakat bir şart ile ki, kendinin zâil ve
hayatıyla bağlı kararsız dünyasını, haricî dünyaya iltibas etmemektir.
Eğer ehl-i dalalet ve gaflet gibi kendini unutup âfâka dalıp, umumî
dünyayı hususî dünyası zannedip ona âşık olsa, tabiat bataklığına düşer
boğulur. Meğer ki hârika olarak bir dest-i inayet onu kurtarsın. Şu
hakikatı tenvir için şu temsile bak. Meselâ:

Şu güzel zînetli odanın dört duvarında,
dördümüze ait dört endam âyinesi bulunsa, o vakit beş oda olur. Biri
hakikî ve umumî, dördü misalî ve hususî... Herbirimiz kendi âyinemiz
vasıtasıyla, hususî odamızın şeklini, heyetini, rengini değiştirebiliriz.
Kırmızı boya vursak, kırmızı; yeşil boyasak, yeşil gösterir. Ve hakeza..
âyinede tasarrufla çok vaziyetler verebiliriz; çirkinleştirir,
güzelleştirir, çok şekillere koyabiliriz. Fakat haricî ve umumî odayı ise
kolaylıkla tasarruf ve tağyir edemeyiz. Hususî oda ile umumî oda hakikatta
birbirinin aynı iken, ahkâmda ayrıdırlar. Sen bir parmak ile odanı harab
edebilirsin, ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın.

İşte dünya süslü bir menzildir.
Herbirimizin hayatı, bir endam âyinesidir. Şu dünyadan herbirimize birer
dünya var, birer âlemimiz var. Fakat direği, merkezi, kapısı,
hayatımızdır. Belki o hususî dünyamız ve âlemimiz, bir sahifedir.
Hayatımız bir kalem.. onunla sahife-i a'malimize geçecek çok şeyler
yazılıyor. Eğer dünyamızı sevdikse, sonra gördük ki: Dünyamız hayatımız
üstünde bina edildiği için, hayatımız gibi zâil, fâni, kararsızdır,
hissedip bildik. Ona ait muhabbetimiz, o hususî dünyamız âyine olduğu ve
temsil ettiği güzel nukuş-u esmâ-i İlâhiyeye döner; ondan, cilve-i esmâya
intikal eder. Hem o hususî dünyamız, âhiret ve Cennet'in muvakkat bir
fidanlığı olduğunu derkedip, ona karşı şedid hırs ve taleb ve muhabbet
gibi hissiyatımızı onun neticesi ve semeresi ve sünbülü olan uhrevî
fevaidine çevirsek, o vakit o mecazî aşk, hakikî aşka inkılab eder. Yoksa

&#1606;&#1614;&#1587;&#1615;&#1608;&#1575;
&#1575;&#1604;&#1604;&#1617;&#1614;&#1607;&#1614;
&#1601;&#1614;&#1575;&#1614;&#1606;&#1618;&#1587;&#1614;&#1610;&#1607;&#161 5;&#1605;&#1618;
&#1575;&#1614;&#1606;&#1618;&#1601;&#1615;&#1587;&#1614;&#1607;&#1615;&#160 5;&#1618;
&#1575;&#1615;&#1608;&#1604;&#1574;&#1616;&#1603;&#1614;
&#1607;&#1615;&#1605;&#1615;
&#1575;&#1604;&#1618;&#1601;&#1614;&#1575;&#1587;&#1616;&#1602;&#1615;&#160 8;&#1606;&#1614;
sırrına mazhar olup, nefsini unutup, hayatın zevalini düşünmeyerek,
hususî kararsız dünyasını, aynı umumî dünya gibi sabit bilip, kendini
lâyemut farzederek dünyaya saplansa, şedid hissiyat ile ona sarılsa, onda
boğulur gider. O muhabbet onun için hadsiz bela ve azabdır. Çünki o
muhabbetten yetîmâne bir şefkat, me'yusâne bir rikkat tevellüd eder. Bütün
zîhayatlara acır; hattâ güzel ve zevale maruz bütün mahlûkata bir rikkat
ve bir firkat hisseder; elinden bir şey gelmez, ye's-i mutlak içinde elem
çeker. Fakat gafletten kurtulan evvelki adam, o şedid şefkatin elemine
karşı ulvî bir tiryak bulur ki; acıdığı bütün zîhayatların mevt ve
zevalinde bir Zât-ı Bâki'nin bâkî esmâsının daimî cilvelerini temsil eden
âyine-i ervahları bâkî görür; şefkati, bir sürura inkılab eder. Hem zeval
ve fenaya maruz bütün güzel mahlûkatın arkasında bir cemâl-i münezzeh ve
hüsn-ü mukaddes ihsas eden bir nakş ve tahsin ve san'at ve tezyin ve ihsan
ve tenvir-i daimîyi görür. O zeval ve fenayı tezyid-i hüsn ve tecdid-i
lezzet ve teşhir-i san'at için bir tazelendirmek şeklinde görüp, lezzetini
ve şevkini ve hayretini ziyadeleştirir.

&#1575;&#1614;&#1604;&#1618;&#1576;&#1614;&#1575;&#1602;&#1616;&#1609;
&#1607;&#1615;&#1608;&#1614;
&#1575;&#1604;&#1618;&#1576;&#1614;&#1575;&#1602;&#1616;&#1609;

Said Nursî

&gt;&gt;http://ahlak.bloggum.com/

&gt;&gt;http://mehmetselimpolat.blogcu.com/

&gt;&gt;http://mehemtselimpolat.blogspot.com/

___________________________________________________________________________ _
Zeynep Toku&#351;,Tan
Sa&#287;t&#252;rk,Kargo.....ve daha bir&#231;ok &#252;nl&#252; Mynet email
kullan&#305;yor! Ya sen?


    Weiterleiten  
Sie müssen sich anmelden, bevor Sie Nachrichten veröffentlichen können.
Bevor Sie eine Nachricht posten können, müssen Sie zunächst dieser Gruppe beitreten.
Bitte aktualisieren Sie vor dem Posten in den Abonnementeinstellungen Ihren Spitznamen.
Sie haben nicht die erforderliche Berechtigung zum Posten.
Ende der Nachrichten
« Zurück zu Diskussionen « Neueres Thema     Älteres Thema »

Eine Gruppe erstellen - Google Groups - Google-Startseite - Nutzungsbedingungen - Datenschutzbestimmungen
©2010 Google