İMAN-KÜFÜR MUVAZENELERİNDEN DERSLER
7.4.ALTINCI SÖZ(DEVAMI)
Üçüncü kâr: Her âzâ ve hasselerin kıymeti birden bine çıkar. Meselâ akıl bir alettir. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle meş'um ve müz'iç ve muacciz bir alet olur ki, geçmiş zamanın âlâm-ı hazinanesini ve gelecek zamanın ehvâl-i muhavvifanesini senin bu biçare başına yükletecek; yümünsüz ve muzır bir alet derekesine iner. İşte bunun içindir ki, fâsık adam, aklın iz'aç ve tacizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar. Eğer Mâlik-i Hakikîsine satılsa ve Onun hesabına çalıştırsan, akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini saadet-i ebediyeye müheyya eden bir mürşid-i Rabbânî derecesine çıkar.
Meselâ göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyirle şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir mütalâacısı ve şu âlemdeki mucizât-ı san'at-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.
Meselâ dildeki kuvve-i zâikayı Fâtır-ı Hakîmine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan, o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. Eğer Rezzâk-ı Kerîme satsan, o zaman dildeki kuvve-i zâika, rahmet-i İlâhiye hazinelerinin bir nâzır-ı mâhiri ve kudret-i Samedâniye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkar.
İşte, ey akıl, dikkat et! Meş'um bir alet nerede, kâinat anahtarı nerede? Ey göz, güzel bak! Adi bir kavvad nerede, kütüphane-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede? Ve ey dil, iyi tat! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede, hazine-i hassa-i rahmet nâzırı nerede?
Ve daha bunlar gibi başka aletleri ve âzâları kıyas etsen anlarsın ki, hakikaten mü'min Cennete lâyık ve kâfir Cehenneme muvafık bir mahiyet kesb eder. Ve onların herbiri öyle bir kıymet almalarının sebebi, mü'min imanıyla Hâlıkının emanetini Onun namına ve izni dairesinde istimal etmesidir. Ve kâfir hıyanet edip nefs-i emmâre hesabına çalıştırmasıdır.
Lügatler :
âlâm-ı hazinane : hüzün veren elemler, acılar
âlem : dünya
âlem-i bekà : sonsuz ve kalıcı olan âhiret âlemi
âlem-i berzah : dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi
âzâ : organ
bâkî : kalıcı, sürekli
bekà bulmak : kalıcı ve sürekli hâle gelmek
biçare : çaresiz
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
define : hazine, gizli servet
dereke : aşağı derece
ehval-i muhavvifane : dehşetli korkular
fânî : geçici, ölümlü
fâsık : günahkâr
fena bulmak : yok olmak
galiben : çoğunlukla
Fâtır-ı Hakîm : herşeyi hikmetle ve harika üstün sanatıyla yaratan Allah
hakikaten : gerçekten
hasse : duyu
Hâlık : herşeyi yoktan yaratan Allah
hazine-i hassa-i rahmet nâzırı : İlahi rahmetin çok özel hazinelerinin gözlemcisi )
hıyanet : ihanet, hainlik
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
ibkà etmek : kalıcı ve sürekli hale getirmek
inkılab etmek : dönüşmek
istimal etmek : kullanmak
iz'âç : sıkıntı, rahatsızlık
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kâfir : inanmayan, inkâr eden
kavvad : kötü ve çirkin işler için yol gösterici
Kayyûm-u Bâki : sürekli hayat sahibi olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah
kesb etmek : kazanmak
kitab-ı kebîr-i kainat : büyük kâinat kitabı
kıyas etmek : karşılaştırmak
kudret-i Samedaniye matbahları : rızıkların İlâhî kudretle olgunlaştırıldığı mutfaklar
kuvve-i zaika : tad almaduygusu
küre-i arz : yerküre, dünya
kütüphane-i İlâhî : İlâhi kütüphane, kâinat
Mâlik-i Hakikî : herşeyin gerçek sahibi olan Allah
matbah : kazan
mahiyet : özellik, nitelik
meş'um : kötü, uğursuz
muacciz : sıkıcı, rahatsız edici
mu'cizât-ı san'at-ı Rabbaniye : Allah'ın san'at mucizeleri
muharebe : savaş
mûnis : dost, canayakın
muvafık : layık, uygun
muzır : zararlı
mü'min : imanlı, Allah'a inanan
müfettiş-i şâkir : şükreden denetleyici
müheyyâ eden : hazırlayan
mürşid-i Rabbânî : Allah'a yönelten yol gösterici
mütefennin : bilgili, fen ilimlerine sahip
müz'iç : sıkıntı veren
mütalaacı : etraflıca inceleyip düşünen
mütefennin : bilgili, fen ilimlerine sahip
nam : ad
nâzır : gözlemci
nâzır-ı mâhir : becerikli gözlemci
nefis : insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden güç
nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu
nihayetsiz : sonsuz
ömr-ü zail : geçici ömür
rahmet : şefkat, merhamet
rahmet-i İlâhiye : Allah'ın rahmeti, şefkat ve merhameti
Rezzak-ı Kerim : bütün yaratılmışların rızıklarını veren ve pek büyük ikram sahibi olan Allah
Sâni-i Basîr : herşeyi gören ve sanatla yaratan Allah
saadet : mutluluk
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
sadâ-yı Kur'ân : Kur'ân'ın sesi
sahib-i hakiki : gerçek sahip
sarf edilmek : harcanmak
semâvî : vahiyle gelen, İlâhî
suret : şekil
sukut etmek : düşmek
tavla : ahır
taciz : rahatsız etme
tebdil etmek : değiştirmek
tılsım : sır, gizem
yümün : uğur, bereket
zahiren : görünüşte
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah
ziyadar : ışıklı